Merhaba

Görsel Sosyoloji ampirik kaynak olarak görsel malzemeleri kullanmayı hedefleyen yeni bir sosyal bilim disiplini sayılabilir. Bu sayfa üzerinden ben de kent sosyolojisine dair gözlem ve saptamaları temelde fotograf kullanarak tartışmayı amaçlıyorum.
Yorum ve eleştirileriniz için şimdiden teşekkür ederim.
u.

16 Aralık 2010 Perşembe

Kamusal Mekanın Özelleştirilmesi

Yer: Mersin Adnan Menderes Bulvarı Sahili
Mekan: Yat Limanı Şantiye Alanı.
Söylenmeyen Gerçek: Yat Limanı İşletmeciliği adı altında denize sıfır alışveriş merkezi yapımı
Fotoğraftaki Uyarı: Özel Mülktür Girilmez
3621 sayılı Kıyı Kanunu: Madde 6 - Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.
İlgili İstisna: Madde 6. c)
(Ek bend: 3/7/2005-5398 S.K./13.mad) Organize turlar ile seyahat eden kişilerin taşındığı yolcu gemilerinin (kruvaziyer gemilerin) bağlandığı, günün teknolojisine uygun yolcu gemisine hizmet vermek amacıyla liman hizmetlerinin (elektrik, jeneratör, su, telefon, internet ve benzeri teknik bağlantı noktaları ve hatlarının) sağlandığı, yolcularla ilgili gümrüklü alan hizmetlerinin görüldüğü, ülke tanıtımı ve imajını üst seviyeye çıkaracak turizm amaçlı (yeme-içme tesisleri, alışveriş merkezleri, haberleşme ve ulaştırmaya yönelik üniteler, danışma, enformasyon ve banka hizmetleri, konaklama üniteleri, ofis binalar) fonksiyonlara sahip olup, kruvaziyer gemilerin yanaşmasına ve yolcuları indirmeye müsait deniz yapıları ve yan tesislerinin yer aldığı kruvaziyer ve yat limanları yapılabilir.
Meali: Herkesin kullanımına açık deniz kıyısını özel mülk haline getirmek için önce turistik değer atfet sonra çiti çek, keyfine bak.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Kentsel Dönüşümün Göremediği


Yandaki fotoğraflar Mersin Büyükşehir Belediyesi'nin çok da çeperinde yer almayan mahallelerde çekildi.
Metropoliten alanda böylesi kırsal/köysel görüntüleri görmeyi kentlerdeki köyler veya kentlileşememiş kentliler olarak okuma eğiliminde olacak ve dolayısıyla bu sosyal gerçeklikten utanç ve öfke duyacaklar olacaktır.
Oysa bu resimler bambaşka bir sosyal gerçekliği, kente uyumları konusunda hiçbir öngörüde bulunulmayan göçmenlerin kentte hayatta kalmak için geliştirdikler stratejileri ifşa ediyorlar.
Küçük çapta hayvancılık ve tarımsal faaliyet ve tandır ekmeği gibi daha kolektif pratikler özellikle zorunlu göçle gelip, göç ettikleri memleketlerinden gelecek her türlü destekten yoksun kalmış ailelerin kentte ayakta ve hatta hayatta kalmalarını sağlayan çok önemli tampon mekanizmalardır.
Sözde çağdaş mimari ve kentleşme adına beton bloklardaki küçük dairelere hapsolacak bu aileler bu tampon mekanizmalardan tamamen yoksun kalacaklar. Bunun sonucunda da sonuçları tam olarak kestirilemeyecek sosyal patlamaların ve insanlık dramlarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Bunun bir kehanet olmadığı ve 70'lerde Avrupa'da inşa edilen toplu konutların gettolaşması ve ciddi güvenlik sorunları yaratması artık genel kabul gören bir saptama. Başka bir deyişle Avrupa'nın terk etmeye çalıştığı toplu konut politikasını bize çağdaş kentleşme adıyla satılmaya çalışıyor.

Okuma ödevi:
Bediz Yılmaz (2007) "Hayatta Kalmak Yaşamak Değildir", Mülkiye, 31/255, 131-150.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Sözde -kalan- Narenciye Festivali

Mersin Narenciye Festivali 27- 28 Kasım 2010 tarihleri arasında yapıldı. İlki olması açısından birçok aksaklığın ve eksikliğin yaşanmasını yadırgamamak lazım sa da, festival adına yapılan faaliyetler ilkokul müsameresi, hadi bilemediniz kasaba panayırı düzeyini aşamayınca haliyle insan eleştirmekten kendini alamıyor.
Genel olarak, akla gelen her yere narenciye yığarak, bilumum yapıları limonlarla, portakallarla kaplayarak, bulunan tüm gönüllülere narenciye sıktırıp, dağıttırılarak ve yakalanan her türlü dansçıyı meydana çıkararak kotarıldı festival. Ne kadar narenciye gösterilirse, ne kadar narenciye adı anılırsa festivalin o kadar başarılı olacağı düşünülmüş gibi. Öyle ki, narenciyenin yetmediği anlar da, karton narenciyelerden medet umuluyor. Alakasız ağaçlara kartondan limonlar, portakalllar iliştiriliyor ki festivalin adına layık olunsun.
Narenciye festivali yapılan kentin yeni bahçe ve parklarında bu ağaçları göremedikten, halkın kullanımına açık kent bahçeleri düzenlemeden, narenciye yetiştiricilerinin ve emekçilerinin sorunlarını genel bir çerçevede ele almadan gerçekleştirilen etkinlik ancak narenciye kelimesini daha fazla zikredebilmekten gayri bir sonuç doğurmaz. Haliyle de böyle bir etkinliğin ne narenciyeden ekmek kazanan kesimlere ne de kent kültürüne bir katkısı olabilir.
Kaldı ki, karton portakallarla süslenmiş ağaçların arkaplanındaki yapılaşma da narenciye kentinin gerçek kimliğini ele veriyor. Narenciyenin kokusundan mahrum kalmış devasa ve çirkin yapılarla kuşatılmış bir kentte narenciyeyi hatırlamak da haliyle böyle karton portakallara kalıyor.
Posted by Picasa

6 Kasım 2010 Cumartesi

Deve! Cüce!

Çocukluğumuzun oyunu deve-cüce imar planları aracılığıyla kentsel alanda oynanırsa ortaya çıkacak manzara budur. Bir yanda dört katlı apartmanlar, hemen yanındaki parselde 15 katlı bir dev. Küçük imar planı değişikliği ile yaratılan kentsel rantın boyutunu tahmin etmemiz mümkün
değil.
Mersin'de bu fotoğrafın yüzlerce farklı versiyonunu bulabiliriz çünkü Türkiye'de en çok imar değişikliğine gidilen kent olması bakımından, yapsatçıların ve arsa sahiplerinin baskıları kenti belli bir mimari bütünlük ya da uyumdan mahrum bıraktı. Dolayısıyla karşımızdaki bu deve-cüce manzarası sadece kentsel rant üzerinden elde edilen haksız kazancın değil, aynı zamanda koskoca bir metropole yayılmış mimari ucubenin bir vesikası olarak okunabilir.

30 Ekim 2010 Cumartesi

Çin Selçuklu Peyzajı

Mersin Adnan Menderes Bulvarı 10 kilometreyi aşan uzunluğu ile Türkiye'nin en uzun sahil düzenlemelerinden biri sayılıyor. Bu uzun sahilin peyzajı da haliyle yerel yönetimler için önemli bir gündem sayılır.
Fakat bulvar yakından incelendiğinde çok sorunlu, eklektik bir sahil düzenleme tarzı göze çarpıyor. Belli bir bütünlükten yoksun; daha da vahimi farklı temalara sahip sokak süslemelerinin bile gruplandırılamadığı bir çevre düzenlemesi kafa karıştırıcı bir tarz ortaya koyuyor.
Ellerine geçen her türlü objenin rastgele sokaklara serpiştirildiği bu sahil şeridi kent yönetiminin plansızlığının ve daha fenası zevksizliğinin bir yansıması adeta.
Başka bir açıdan bakılacak olursa da, kent kültürünün, hemşehri kimliğinin yeterince gelişemediği bir coğrafyanın gerilimlerini, kafa karışıklığını ve kimliksizliğini de yansıtan bir gösterge olarak da okunabilir bu sahil şeridi.
Yanda ve aşağıda bu kafa karışıklığını gözler önüne seren iki fotografa yer veriyorum.
Yanda bir Selçuklu kümbeti andıran, fakat kümbetin aksine altı amaçsızca boş bırakılmış bir yapı görüyoruz. Öte yandan çatı koniğindeki desenler de yapıyı tüm tarihi ve mimari bağlamlardan çıkaran bir süsleme olarak not edilmeli.

İkinci fotografta da bu kümbete fazla uzak olmayan bir noktada karşımıza çıkan çardakları görüyoruz. Hiç tereddüte bırakmayacak şekilde Çin esintileri taşıyan bu yapıların ne amaçla ve niyetle orada olduğu büyük bir muamma. Ama Selçuklu kümbetleri ile yakalanan tezatın absürdlüğü dikkate şayan...
Arka planda göze çarpan dev kedi heykeli ve tüm bunların hizmet ettiği rant mekanizması az sonra...

Tehlikenin Farkında Mısın?

Mersin Adnan Menderes Bulvarı sahili...
Denizin kenarında, denizden bu kadar kopuk bir sahil düzenlemesini hayal etmek bile zor. Öyle ki, denize yaklaşmak için, balkonvari çıkmalar inşa edilen bu sahil şeridinde, bu balkonların hali de içler acısı.
Çürüyen ve dalgalarla gitgide aşınan zeminlerle, paslanan ve liğme, liğme dökülen korkulukların hali korkutucu.
Tabii, bu durumu tespit eden sadece ben değilim. Büyükşehir belediyesi park ve bahçeler müdürlüğü de sorunu fark edip, hemen müdahale etmişler ama müdahale seçimleri oldukça ilgi çekici. Nitekim, aksaklığı gidermek yerine, tehlikeyi ilan etmişler. Yarın bir sorun olur, birisi oradan denize düşerse, biz elimizden geleni yaptık, her tarafa uyarı yazısı yaptık diyecekler herhalde.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kamusal Ego


Macit Özcan Spor Kompleksi, içinde yüzme havuzundan, futbol sahasına, tenis kortlarından, koşu ve yürüyüş pistlerine kadar her türlü sportif imkanın yanısıra oteli, lokantası ve sosyal tesisleri ile takdire şayan bir tesis. Buraya kadar bir sorun yok haliyle.
Sorun tesisin isminden çıkıyor çünkü Mersin Büyükşehir Belediyesi büyük bir yatırım ile gerçekleştirdiği bu yapıya kendi başkanının adını veriyor. Belki de daha doğrusu, bu tesisin kurulmasını sağlayan başkan tesise kendi adını veriyor.
Yasadışı değil elbette fakat bir insanın hasbelkader kendi yetkisindeki kamu kaynakları ile yaptırdığı bir esere kendi adını vermesi etik olarak çok sakıncalı. Kamu finansmanı ile gerçekleştirmiş çalışmalara o topluma hizmet etmiş kişi veya o toplum için anlam ifade eden sembollerin isimlerini vermek gerekir. Fakat bir insanın kendisinin kararıyla gerçekleştirilen bir yapıya kendi ismini vermesi, en iyi ihtimalle çok tehlikeli bir egoya işaret eder ki, bu ruh halinin kamusallığı dikkatle araştırılmayı hak eder.